top of page

03.02.1926

TÜRKLER YENİ TARİFELERİ ERTELİYOR

Türkiye hükümeti, Birleşik Devletler’den ithal edilen ürünlere %60 olarak uygulanan yeni vergi düzenlemesini 6 ay erteledi.

Buna karşılık Birleşik Devletler resmi bir itirazda bulundu. Zira Türkiye’nin Birleşik Devletler’e karşı düzenlediği bu yeni vergi uygulaması, Türkiye’nin ticaret anlaşması olan diğer ülkelerden sekiz kat daha fazla.

Ertelemenin arkasında yatan sebep, Birleşik Devletler’e Lozan Antlaşması’nı ve ticari anlaşmaları onaylaması için zaman tanımaktır.

03.02.1926

TÜRK VALİ MALİYETİ AZALTMAK VE YARDIMLAŞMAYI TEŞVİK AMACIYLA DÜĞÜN HEDİYELERİNİ YASAKLADI

Evlenecek kızların babası yaşadı! İstanbul Valisi düğün masraflarını kısacak yeni bir yasak getirdi. Resmedilmeye değer, fakat masraflı düğünler; Türk düğünleri yıllardır süren geleneklerin bir parçasıydı. Bu yeni kısıtlamanın iki ana amacı var: Evliliği teşvik etmek ve ülke ekonomisini etkileyen gereksiz masraflardan kaçınmak.

Bu yeni yasa ile gelininin ailesinin mal varlığının -ne kadar gösterişli olsa da-  damada geçmesi yasaklanıyor. Gelinin yeni evine olan yolcuğu en fazla beş vagon yahut beş otomobil olabilecek.

Düğün bir günü geçmemeli, buna karşılık önceden düğünler bir haftayı geçebiliyordu. Eskiden gelinin babası sadece ailesi ve akrabalarını değil, bütün semti, köyü ve hatta bedava yemek isteyen yoldan geçen insanları da ağırlıyordu. Fakat şimdi düğün sadece akrabalara ve resmi olarak davet edilenlere açık olacak. Gelinler açısından en önemlisi ise düğün hediyelerinin yasaklanması.

Evlilikle ilgili gelenekler el yaktığı için insanların gözünü korkutuyor. Haliyle pek çok aile kızlarını bu yüzden evlendirmiyor zira evlilikte geleneklerin gerçekleştirilmesi şart.*

*Türkiye’de evlilikle ilgili geleneklere göre düğün masrafı erkek tarafının sorumluluğudur. Haberde bu yükümlülük kız tarafınınmış gibi geçiyor.


Geleneğin en sık uygulandığı yerler elbet köyler olmalı. 20. yüzyılın ilk yarısına tekabül eden bu devirde, evlilikle ilgili emin kaynaklar bulmak güç. Az sayıdaki kaynaktan biri şüphesiz Paul Stirling’in pek kıymetli çalışması: Turkish Village. Ne yazık ki dilimize tercüme edilmemiş olan bu kitabı eni konu okusam da bu haberde anlatılana benzer bir manzaraya rastlamadım.

04.02.1926

TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL FİLM HAZIRLIYOR

Müslüman Asya’nın tek kadın örgütü olan Türk Kadınlar Birliği çocuklar için film gösterimi yapılmasını teklif etmişti. Teklif kabul edildi. İstanbul’daki tüm sinema salonları da bu işe destek verdiler ve şimdi çocuklar için bir sinema salonu inşa edecekler. 16 yaşından küçük çocuklar filmleri bu salonlarda izleyecekler.

Bu proje tamamlana kadar belli günlerde bir sinema salonu, çocuklara özel programlar yayınlayacak.  

08.02.1926

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ HIRİSTİYANLARI HEDEF ALIYOR

Amerikan tütün firmasına, Birleşik Devletler’i Lozan Antlaşması’nı imzalamaya zorlamak için baskı yapılıyor. Bu süreç gazeteler tarafından -bazı gazeteler reddetse de- ağırca eleştirildi. Bazıları bunun hukuksuz olduğunu ve sorumluların cezalandırılması gerektiğini savundu. Ama maalesef son öneriyi ciddiye almak imkânsız.

Son birkaç aydır Türk milliyetçiliği tekrardan alevlendi. Bu da Hıristiyanların Türkiye’de iş yapmasını zorlaştırıyor. Gazeteler şoförlük, hizmetçilik ve kapıcılık gibi mütevazı mesleklerin sadece Türk vatandaşlarına ait olması için önerilerde bulunuyor.

Aynı zamanda Türk yetkililerin yabancı firmaları gözetlemekle görevlendirileceğine dair raporlar mevcut. Üstelik yabancı firmalara Türk vatandaşı çalıştırmaları ve resmi kayıtlarını Türkçe tutmaları konusunda da baskı yapılıyor.

Bu yönetmeliklerin bazıları tartışılabilir ancak sadece Türklerin işe alınabilmesi ısrarı samimi değil. “Türk vatandaşların” sadece Müslüman Türkleri kastettiği açık ancak bu yorum Lozan Antlaşması’na açıkça aykırı.

[…]

16.02.1926

TÜRK KADINLARI EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GAYRET İÇERİSİNDELER

Osmanlı’nın Kadına Olan Ön Yargısına Karşın, Türk Kadınları Artık Yahudiler ve Rumlarla Rekabet Edecek Düzeydeler

Eski Türkiye’de kadının çalışması ahlaksızlık olarak görülüyordu. Şimdiki Türkiye’nin kadınları bu önyargıyı yıkmak için çabalıyorlar.

İmparatorluk döneminde çalışmak iyi ailelerin erkekleri için küçük düşürücü, kadınlar için ise ahlaksızlıktı. Bu yüzden bütün işler Rumlara, Yahudilere ve Ermenilere bırakılmıştı.

Cumhuriyet döneminde hizmetsiz maaşlı memuriyetin ortadan kaldırılması ve savaş altında kaybedilen servetler yüzünden artık birçok iyi aile mecburen çalışıyor.

Dahası zaman artık o kadar değişti ki çoğu kişi, özellikle kadınlar, gerektiği için değil, boş durmaktan imtina ettikleri için işe başlamışlardır.

Selanik’in eski valisi Hasan Refik Paşa’nın sosyetik kızı Makbule Hanım, babasının servetine rağmen, İstanbul’da bir iş yeri açtı ve elbise üretiyor. Türklerin de Rumlar ve Yahudiler gibi bu işi becerebileceğini gösteriyor. Üstelik yalnızca Türk kızları işe alıyor.   

Bir başka sosyetik de Türkiye’nin meşhur şairi Namık Kemal’in torunu Berat Ekrem. Babası Ali Ekrem, Sultan Abdülhamid’in sekreteriydi. Bir dönem de Kudüs valiliği yapmıştı. Kızı iş hayatına atıldı. Üstelik bir bankanın gişesinde sıradan bir iş yapıyor.

Ticaret Bakanı’nın* kızı Fifi Cenani de İstanbul Üniversitesi’nde tıp okuyor. Bir başka sosyetik Nimet Vahit** de Türkiye’nin ilk profesyonel kadın şarkıcısı olma yolunda.

 

*O dönemin ticaret bakanı Ali Cenani idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Yüce Divan’a sevk edilen ikinci bakandır. (İlki İhsan Eryavuz’du. Yargılandı ve suçlu bulundu) Yargılamanın sonunda bakanlığın emrine verilen paranın harcamasında usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle 1 ay hapis yattı ve devlete verdiği zararı ceza olarak ödedi. Haberde bahsi geçen kızının ismi Afife’dir. Afife Cenani Demirel, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdikten sonra tıp fakültesine girmiştir. Kendisi Türkiye’nin ilk kadın doçentidir.
**1902 senesinde İstanbul’da doğmuştur. Türkiye’nin ilk operası sayılan Özsoy Operası’nda Hatun rolüyle başrol oynamıştır. 1934 senesinde İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Ankara ziyareti için bestelenen opera Şehname’den esinlenerek ve Türk-İran dostluğunu pekiştirmek maksadıyla yazılmıştır. Bestecisi Ahmet Adnan Saygun’dur. Türkiye’de opera söyleyen ilk kadındır. 1935 senesinde evlenip Amerika’ya taşınır. Soyadı League olur.

19.02.1926

TÜRKİYE YENİ ANAYASAYA GEÇİYOR

Türkiye’nin dün mecliste kabul gören -bazı istisnalar haricinde- yeni medeni kanunu İsviçre medeni kanunu ile birebir aynı.

Adalet Bakanı Mahmut Esad Bey’e göre kanunların en önemli özelliği fertlerin ve kadın ile erkeğin eşit olması. “Türk tarihinin en zavallı kesimi, bir nevi köle gibi davranılan Türk kadınlarıydı. Merhameti hak eden kadınlarımız bundan böyle haklarını aldılar.”

19.02.1926

TÜRKLER TRAFİK İŞARETLERİ KULLANMAYA BAŞLADI

Şahane giyinmiş yeni polis ordusu, fesin ve türbanın yasaklanması ile kaybolan renkleri İstanbul sokaklarına geri getiriyor.

Kıpkırmızı pirinç kaskları, kırmızı ve beyaz coplarıyla nane şekerine benzeyen kanunun memurları yeni çağın tamamen sıkıcı olmayacağını gösteriyor.

Polis müdürü Ekrem Bey trafik kontörlü için ilk elektrik işaretlerini yerleştirdi.

Bu işaretler o kadar beklenmedik bir yenilik ki kalabalık yayalar parlayan renkli oklar tarafından büyülenip kaldırım ve yolları engelliyorlar ve bu da araçların yeni işaretlere uymalarını imkânsızlaştırıyor.

 

 

20.02.1926

AMERİKAN MALLARI ÜZERİNDEKİ VERGİLER DÜŞÜRÜLDÜ

Amerikan yüksek komiserliği, Amiral Mark Bristol ve Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey, Amerika'yı artan Türk gümrük vergilerinden muaf tutmak için geçici anlaşma imzaladı. Son dönemdeki Türk mevzuatı, kendisiyle ticari antlaşma yapmayan ülkelerden ithal edilen mallara vergi koyuyordu. Amerika Birleşik Devletleri anlaşma dışındaki ülkelerden biri olarak anlaşma kapsamındaki ülkelerden sekiz kat daha fazla vergi veriyordu.

Türkiye tarafından ithal edilen Amerikan mallarının çoğunluğunu otomobil, tarım aletleri ve undan oluşturuyor. İthalatın yıllık hacmi 7.000.000 dolar değerindedir.

 

 

20.02.1926

TÜRK-FRANSIZ ANTLAŞMASI İMZALANDI

Temsilciler Suriye Sınırını Değiştiren Antlaşmayı Onayladı
 

İmzalanan tarafsızlık antlaşması şu protokollerden oluşuyor; askeri ve ticari taşımacılık, suçluların değişimi, kaçakçılığın önlenmesi ve Türkiye ile Suriye’nin sınırının düzeltilmesi.
 

Cumhuriyet gazetesi editörü Yunus Nadi Bey, sınırla ilgili Türkiye leyhine ufak bir düzeltme yapıldığını ve düzenlemenin genel olarak 1921’deki Ankara Antlaşmasını tamamlar nitelikte olduğunu yazdı.
 

Fransız yüksek komiseri, İskenderiye bölgesinin ve eğer talep edilirse, Suriye’nin diğer bölgelerinin bir tür yerel meclis seçme ve böylece özerklikten yararlanma fırsatına sahip olduğunu açıkladı.

21.02.1926

İNGİLİZLER ve TÜRKLER BALKANLAR’DA FAALİYETTE

Bölge Güçleri, Türkiye ve İngiltere’nin Balkan Ülkelerini Kendi İktidarlarının Aracı Olarak Kullanmalarından Şikayetçi

Balkan Antlaşma projesi hakkında bir takım konuşmalar, henüz akademik bir evrede olsa bile, Türk diplomasisini bu coğrafya üzerine düşünmeye ve faaliyete geçirmeye sevk etmiştir.

Türkiye Balkan birliğine girmeye göze dikmiştir ama Balkan Locarnosu’nun İngilizler tarafından, Musul meselesine misilleme olarak kendilerine karşı kullanmasından korkuyor. Fakat Türkiye inisiyatifini almış ve gizlice kendi başına Balkan barışını hedefliyor.

Ancak Balkanların çevresindeki iki gücün onlara olan ilgisi, barışı sağlamaktan ziyade Musul sorunu ile ilgili diplomatik bir savaşın hamleleridir.

Balkan ülkelerinin diplomatları iki gücün onları piyonları olarak görmesinden ve kullanmasından kuşkulanıyor. İngilizler bölgeyi Türklere karşı kullanırken, Türkler de bu coğrafyayı etkisizleştirerek Avrupa ile sınır garantisi hedefliyorlar.

Şu an Türkler oyunlarını oldukça gizli oynuyorlar ve tam olarak neyi hedeflediklerini saklamayı beceriyorlar. Bükreş’te Balkan konferansı olup olmayacağı ile ilgili bir soruya Türk diplomatları, konferansın aslında İstanbul’da hedeflendiği cevabını ağızlarından kaçırdılar.

Görünüşe göre bu açıklamadan pişman oldular zira bunu boşboğaz birinin açıklamaları olarak gördüklerini ilan ettiler. Konu hakkındaki diğer soruları da “hassas bir konu” olduğu gerekçesiyle geçiştirdiler. Reddettiler ancak, İstanbul’da bir konferans veya bir antlaşma için Türkiye’den davet geldiği apaçık ortadaydı.

Bulgar yetkililer Türklerin onlara bir antlaşma önerdiklerini onayladılar fakat daha fazla bilgi paylaşmadılar.

Romanyalılar Türklerden Yana

Sırplar İstanbul konferansı veya Türk antlaşma projesi hakkındaki iddiaları kabul etmese de, Ankara’nın büyük bir olasılıkla Belgrad’a da gizli bir teklifte bulunacağı tahmin ediliyor.

Romanya Rusya ile sorun yaşanma ihtimalinden korktuğu için Türkiye’nin bu olası sorunda tarafsız kalmasını sağlamaya çalışıyor.

Bulgarlar ise iki zıt görüşe sahipler. Bir kısmı İngilizlerin Yugoslavya-Bulgaristan yakınlaşmasını desteklediğini iddia ediyor. Buna zıt görüştekiler ise İngilizlerin bu iki ülkenin yakınlaşmasından ve Balkanlar'da büyük bir Slav Devleti oluşturmalarından çekindiğini iddia ediyorlar.

Sırplar, hem İngiltere’nin hem de Türkiye’nin, kendilerini hiç ilgilenmeyen Musul meselesine dâhil etmeye çalıştıklarını düşünüyorlar. Esas olarak bütün büyük Avrupa güçlerinin amacının Balkan Devletlerini kendi oyunlarında bir araç olarak kullanmak olduğuna inanıyorlar ve bundan yakınıyorlar.

22.02.1926

TÜRKLER FRANSA ile ANTLAŞMAYA SICAK BAKIYOR

Türk gazeteleri 1921’de Franklin-Bouillon’un imzaladığı Ankara Antlaşması’nı tamamlayan ve eşit değere sahip yeni antlaşmaya olumlu bakıyor.

M. Jouvenel’in Londra ziyaretinden sonra Türkler, İngiltere ve Fransa’nın Türkiye karşıtı bir ittifak kuracaklarından endişe etmişti ancak bu yeni antlaşmanın imzalanması kaygıları bertaraf etti. Chamberlain tarafından sıkıştırılmaktan korkan Türkler diplomatik baskından da kurtuldular.

Bu antlaşmanın, İngiltere ve Türkiye’nin Irak konusunda bir anlaşmaya varmasından önce imzalanması bazı sorunları da beraberinde getirdi. İngiliz hükümeti Türkiye-Fransa antlaşmasının, Irak meselesi çözüldükten imzalanmasını istiyordu ancak yeni antlaşma Suriye ve Musul arasındaki bağı koparmış bulunuyor.  

İngiltere şimdiye kadar Fransa’yı kendi tarafını çekmeye çabalıyordu ama artık kendi başına hareket etmek zorunda kalacak ve artık uluslararası anlaşmazlıklardan kazanç elde etmekten çok Türkiye ile gelecekteki ilişkilerini düzeltmeyi düşünmek zorunda.

26.02.1926

TÜRKİYE FRANSA ANTLAŞMASI CENEVRE’Yİ KARIŞTIRDI

Milletler Cemiyeti yetkililerinden alınan bilgiye göre Türkiye-Fransa antlaşması, iki ülke arasında koşulsuz tarafsızlığı sağlamak için imzalanmış. Fakat bu antlaşma Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 16. maddesini* ihlal ediyor.

Antlaşma Cenevre’de epey endişe yarattı zira 16. maddenin kapsamında koşulsuz tarafsızlık yok. Bu konu üzerinde Konsey’de Fransa ile İngiltere sert bir tartışma yaşadı.

16. madde tüm cemiyet üyelerini saldırgan ülke ile finansal ve ticari ilişkileri kesmesini mecbur kılıyor ve vatandaşlarıyla saldırgan ülkelerin vatandaşlarının ilişkisini yasaklıyor.

Böylelikle Türkiye eğer Lig üyesi ülkeye karşı saldırgan olarak tanımlanırsa, Fransa zaten Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırımlara katılmak zorunda.

 

*Cemiyet üyelerinden biri, 12., 13. ya da 15. maddelerdeki yükümlülüklerine aykırı olarak savaşa başvurursa, Cemiyet'in bütün öteki üyelerine karşı, bu davranışıyla ipso facto bir savaş eyleminde bulunmuş sayılır. Bu üyeler onunla, ticaret ya da maliye ilişkilerini hemen kesmeği, kendi uyruklarıyla Misak'a aykırı davranan Devletin uyrukları arasında her türlü ilişkileri yasaklamağı ve Misak'a aykırı davranan bu Devletin uyrukları ile, Cemiyet üyesi olsun ya da olmasın, başka herhangi bir Devletin uyrukları arasında ticaret, maliye ilişkileriyle kişisel ilişkileri kesmeği yükümlenirler.

bottom of page