
01.09.1926
ESKİ SULTAN’IN EŞİ İNTİHARA YELTENDİ
Türkiye’nin eski Sultanı’nın eşlerinden biri* yoksulluğuna isyan ederek, dün kendisini Nil sularına bırakarak ölmek istedi.
*Seniye İnşirah Kadınefendi (1887-1930); Vahideddin’in ikinci eşidir. Sultan 40 yaşlarındayken üvey annesi Şayeste Hanım’ı (Abdülmecid’in eşi) ziyaret eder. İnşirah Hanım henüz 17’sindedir ve Şayeste Hanım’ın nedimeliğini yapmaktadır. Vahideddin aşık olur ancak İnşirah Hanım evliliğe razı olmaz. Abisi Zeki Bey’in ısrarını kıramaz ve 1905 yılında Vahideddin ile evlenirler. Son derece kıskanç bir kadınmış. 1909’da Vahideddin’den ayrılır ve Adile Sultan Kasrı’na taşınır. Hanedan üyeleri sürgün edilince o da San Remo’ya gider ancak Vahideddin’in yaverliğini yapan Zeki Bey, kız kardeşini kapıdan kovar. (İşin ilginç yanı 1909’da Vahideddin’den boşandığı halde sürgüne gönderilmesidir. Zira sultanın üçüncü eşi Nevvare Kadınefendi, sürgüne gitmemek için 1924 yılında eşinden boşanır ve sürgüne gitmez.) Kahire’ye dönüp bu haberde okuduğunuz üzere intihara teşebbüs etmiş. Nedimesi Zernigül Hanım sayesinde ölümden dönmüş. Altı sene tekrar intihar girişiminde bulunmuş ve yine Nil Nehri’ne atlamış. Bu kez boğularak ölmüş. Daha fazla bilgi için bkz. Harun Açba (2007); Kadınefendiler. Profil Yayıncılık.
02.09.1926
BİR TÜRK DAHA ASILDI
Abdülkadir*, Kemal’e Muhalefet Suçlamasıyla Ankara’da Asıldı
Mustafa Kemal’i devirme isnadıyla hakkında İzmir İstiklal Mahkemesi tarafından ölüm kararı verilen Ankara eski valilerinden Abdülkadir Bey, geçen hata Bulgaristan’a kaçarken yakalandı ve dün Ankara’da infaz edildi.
Ankara’daki yargılama sonrası hüküm giyen Russein Jasid Bey** ise beraat etti. Yakın zamanda İstanbul’a dönecek.
*Abdülkadir Bey (1881-1926). Asker, siyasetçi. Ankara valiliği de yapmıştır. İttihat ve Terakki’nin tetikçilerindendir. Hasan Fehmi ve Ahmet Samim gibi İttihat ve Terakki karşıtı yazarların öldürülmesinde de parmağı olduğu iddia edildi.
** Haberde Russein Jasid ile kast edilen yüksek ihtimal Hüseyin Avni Ulaş’tır. Tarife bir tek o uyuyor. Türkiye’nin partili rejimdeki ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi’nin kurucularındandır.
02.09.1926
SULTAN’IN ÜÇ EŞİ* TÜRKİYE’YE DÖNDÜ
Son sultan Vahideddin’in üç eşinin memleketlere girişlerine için bakanlar kurulundan izin çıktı. Şu anda İtalya, San Remo’da bulunuyorlar. Sultan’ın dört eşi olsa da resmi belgeler dördüncüden** bahsetmiyor.
*Emine Nazikeda (1866-1941); Önce Fransa’ya ardından da Mısır’a yerleşti. Ülkeye dönmedi. Nimet Nevzat (1902-1992); Türkiye’ye döndü. İkinci evliliğini yaptı.Müveddet Kadın (1893-1951); Önce Fransa’ya ardından Mısır’a gitti. Türkiye’ye 1948’de döndü.
**Nevvare Kadınefendi’den bahsedilmiyor resmi evraklarda zira sürgün olmamak için boşanmıştır.
03.09.1926
FRANSA’DAN TÜRKİYE’YE SERT KINAMA
Fransa Devleti, Fransız ticaret gemisi Lotus’un teğmeni Desmons’un Türk yetkililerce İstanbul’da tutuklanması üzerine Türk Devleti’ni protesto etti.
Teğmen Desmons şu an Türk hapishanesinde bulunuyor ve davası 11 Eylül’e dek ertelendi. Tutuklanmasını takiben Türk polisi tarafından nazikçe kıyıya davet edildi. Bir Türk vatandaşına karşı kabahat işlemekle itham ediliyor. Bu konuda savunması istendi. Daha sonra da apar topar hapishaneye kondu.
Dışişleri Bakanlığı ise Türk polisinin kendilerini ‘nazikçe’ karaya davet ettiği sırada Lotus’un Türk karasularında olmadığını iddia etti.
Türkiye ise bu iddiayı 6. maddeye dayanarak yanıtladı. Buna göre Türkiye, kendi toprağındaki yabancıları, vatandaşlarının çıkarını koruyabilmek adına denetleyebilir.
Fransa ise bunun uluslar arası hukuka uygun olduğunu savunarak, Türkiye’nin böyle bir hakkı olmadığını iddia etti.
Fransa bu hareketi doğrudan ülkesine karşı bir eylem olarak algıladığını açıkladı. Eğer Ankara tazminat ödemeyi reddeder ve teğmeni salıvermezse, Fransa yaptırımlarla karşılık vereceğini söyledi.
03.09.1926
ÜÇ GÜÇ ANTLAŞMA ARAYIŞI İÇİNDE
Henüz resmi bir açıklama olmasa da Türk, Sovyet ve Pers Devletleri’nin bir antlaşma arifesinde olduklarına inanmak için sebepler var.
Bu üç devletin bir zamandır uzlaşı peşinde oldukları zaten biliniyordu. Türk Büyükelçi Memduh Şevket Bey*, İran diplomatik temsilcisi Mirza Han Timurtaş ve Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin’in Moskova’da bir araya geldikleri haberi elimize ulaştı.
Antlaşma gizliliğini korusa da temel prensibin taraflar arası çatışmasızlık olduğu belli. Türkiye, Rusya ve İran’a karşı bir saldırı olursa tarafsız olacağını vaad etmiş olabilir.
Antlaşma ayrıca Türkiye – Rusya, Rusya – İran ve Türkiye – İran arasında da geçerli olacak.
*Memduh Şevket Esendal (1883-1952). Yazar, diplomat, siyasetçi. Milletvekilliği de yapmıştır. 1926 yılında Tahran büyükelçisiydi.
07.09.1926
TÜRKLER JAPON SAVAŞ GEMİSİNİ KARŞILADILAR
İsomoto ve Yakomo isimi Japon savaş gemileri, büyük savaştan beri Türk sularına giren ilk savaş gemisi oldu. Kutlama ve gala yemeği tertiplendi. Rus-Japon savaşı kumandanlarından Amiral Yamamato, Türkiye ile daha iyi ilişkiler kurmak isteyen Japonya’nın elçisi olarak ülkeyi ziyaret ettiğini ifade etti.
14.09.1926
TÜRKİYE DESMONS’U KEFARETLE SERBEST BIRAKIYOR
Türk yetkililer bu öğleden sonra, İstanbul’da tutukladıkları ve bir aydan uzun süredir hapiste tuttukları Fransız ticaret gemisi Lotus’un ikinci kumandanı Teğmen Desmons’u 30.000 Türk lirası karşılığında serbest bırakıyor.
Teğmenin tutuklanması iki ülke arası ilişkileri ciddi derecede yıpratmıştı. Bu salıvermenin ilişkileri kolayca tamir etmesi mümkün görünmüyor.
[…]
16.09.1926
DESMONS ve KAPTAN TÜRKİYE’DE HÜKÜM GİYDİ
Yapılan açıklamaya göre İstanbul’da bir Türk kömür ikmal gemisini batırmakla ve sekiz mürettebatın ölümüne neden olmakla suçlanan, Fransız ticaret gemisi Lotus’un kumandanı Teğmen Desmons 60 gün hapis cezasına çarptırıldı.
Kaptan DeBoze ise 4 ay hapis cezasına ve 33 TL para cezasına çarptırıldı. Kaptan ve teğmen bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştı ancak ‘hafifletici sebepler’ sayesinde cezaları azaltıldı.
Fransız gemisine sahip olan şirket ise Türk denizcilerin ailesine 5000 TL tazminat ödeyecekler.
[…]
Bu işin arkasında Türkiye’nin kendi yasalarını yabancılara da uygulayabileceğini gösterme iradesi var. Teğmen Desmons’un yargılanması ise bunun ilk örneği.
18.09.1926
TÜRKLERİN TEKLİFİ CEMİYETE HAKARET GİBİ
Türkiye’den Washington’a henüz dönen Metodist Rahip James Cannon Jr. “Türkiye’nin Milletler Cemiyeti Konseyi’nde kalıcı bir koltuk isteyerek yerini sağlamlaştırmaya çabalaması İtilaf Devletleri’ni kendi ayağına getirip Lozan Antlaşması’nı dayatması gibi ona has bir çaba” dedi ve devam etti;
“Büyük güçlerin gönülsüz uzlaşısı sonrası niçin aynı güçler Türkiye’nin menfaati için bir taviz daha vermesinler ki?”
“Gerçek soru Türkiye şu anki yönetim biçimiyle cemiyetin daimi mensubu olacak yetkinlikte midir? Demokratik bir cumhuriyet inşa ettiklerini iddia etseler de bu sahte bir tavırdır. Bu iddiada hakiki bir yan yok.”
Kemal’i Diktatörlükle İtham Ediyor
“Kemal başkan ilan edildiği sırada müthiş büyüklükte bir D harfiye diktatördü. Planlarına muhalefet yahut halktan bir eleştiri vatan hainliği olarak görülüyordu. Musul ve İzmir’deki infazlar gösteriyor ki, İzmir’deki kırımı yahut Musul’daki Hıristiyan Suriyelilere yapılan kıyımı eleştiren vatandaşlarına karşı da Kemal çok amansız.”
“Milletler Cemiyeti General Laidoner’in Musul’daki katliamla ilgili raporunu görmezden gelip, Kemal’in kanlı ve despot rejimine destek mi verecek?”
“İstanbul’a yaptığım son seyahatte gördüm ki, herhangi bir bilgilendirme yapılmadan, büyük bir Amerikan pediatri hastanesi kapatıldı. Müdürlüğünü Bayan Nelson’un yaptığı hastanede hemşireler, hekimler ve öğrenciler Türk’tü.”
“Bu klinik İstanbul’un en fakir semtlerinden birindeydi ve çoğunlukla fakir ailelerin çocuklarına hizmet veriyordu. Kliniğin neden kapatıldığını sorduğumuzda aldığımız tek cevap kliniğin izninin olmadığıydı.”
“İzin için yapılan başvuru ise bu izni verecek bir yetkili olmadığı bahanesiyle geri çevrildi. Bunun altında yatan motivasyon yabancı düşmanlığı olsa gerek. Aynı motivasyonu Türk yasalarında da görüyorsunuz. Buna göre çalışanların ezici çoğunluğu Türk olmak zorunda.”
“Ben İstanbul’da iken aynı gün Ankara’da ‘vatan hainlerinin duruşması’ görülüyordu. Sonucunda idam kararları çıktı ve duruşmayla aynı gün infazlar gerçekleşti. Bunlar Yeni Türkiye’nin sıradan olayları.”
“Eğer Yeni Türkiye İzmir ve Musul’un kanı temizlenmeden ve halen sürmekte olan despotluğa rağmen kucaklanacak ve kabul edilecekse bu yeni Türkiye niçin günahlarından arınmaya çaba harcasın? Milletler Cemiyeti ve Amerika Birleşik Devletleri’nin şimdiki Türkiye’yi daha güçlü hale getirecek herhangi bir girişime katkı vermesi için sebep yoktur.”
18.09.1926
TÜRKLER LOTUS DAVASI İLE İLGİLİ KENDİLERİNİ SAVUNACAKLAR
Türk Devleti Lotus Davası ile ilgili verdikleri kararın arkasındalar. Dava Uluslararası Mahkeme’de görülmeden evvel, Türk tarafı kararını savunacak.
Adalet Bakanı Mahmud Esad Bey* ve iki jürinin oluşturduğu komisyon yarın Cenevre’den ayrılıyor. Burada Fransız delege ile görüşecekler.
Türk buharlı gemisi Bozkurt ile çarpışmaya giren Lotus’un teğmeni Desmons, 8 gün hapis ile cezalandırılmış, sonra da kefaretle serbest bırakılmıştı.
Bozkurt’un sahipleri, üç ay hapis ile cezalandırılan ve Türk medyası konuyu ele alana kadar kefaretle serbestlik hakkı tanınmayan Hasan Kaptan** için 6000TL kefaret ödemeye gönülsüz.
*Mahmut Esat Bozkurt (1892-1943); Yedi dönem milletvekilliği pek çok kez de Adalet Bakanlığı yapmıştır.
**Bozkurt-Lotus davası, 2 Ağustos 1926 tarihinde Türk vapuru Bozkurt ile Lotus adındaki Fransız vapurunun Ege denizindeki Midilli açıklarında çarpışarak batması ve 8 Türk vatandaşının hayatını kaybetmesi sonucu Bozkurt'un kaptanı Hasan ile beraber Fransız gemisinin nöbetçi kaptanı Demons'un İstanbul'da Türkiye Devleti tarafından tutuklanması neticesinde başlayan uluslararası bir davadır. Lahey’de Uluslar arası Divan’a dek uzanmıştır. Kazanan Türk tarafı olmuştur.
19.09.1926
400 ESKİ HAPİSHANE YERİNE 5 YENİ HAPİSHANE İNŞA EDİLİYOR
Yasalar ve cezalarla ilgili reformları hapishane reformu takip ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı eski 400 hapishanenin yerine 5 yeni hapishane inşa edeceklerini açıkladı.
Yeni anayasa geçtiğimiz Ocak ayında görüşüldü. Yasalar İsviçre ve İtalya medeni kanunlarından uyarlandılar. Fakat hapishane modeli Fransız uyarlaması. Fransa’da üç büyük hapishane var ancak Türk yetkililer beş tane inşa etmek niyetindeler zira aksi halde aralarındaki mesafe nedeniyle iletişimi sağlamak güç olacak.
İlki Ankara’da inşa edilecek. İnşaat altı-yedi ay içinde başlayacak. Tahminen 750.000 liraya mal olacak ki bu da 375.000$ eder. Bu büyük hapishaneler açılır açılmaz ufak olanlar kapatılacaklar.
Plana göre her yıl bir hapishane yapılacak. İkincisi muhtemelen İzmir’e olacak. Diğerleri İstanbul, Doğu Anadolu ve Adana’ya yapılabilir.
26.09.1926
TÜRKİYE’DEKİ KOŞULLAR
The New York Times Editörü’ne
Yakındoğu’nun durumunu tespit edebilmek amacıyla çıktığı on aylık seyahatten dönen bir gezgin olarak, Amerika hakkındaki yanlış kanıların burada nefrete dönüştüğünü görerek şaşkına döndüm.
Öyle görülüyor ki, yokluğumda Türkiye ile Lozan Antlaşması’nı imzalama üzerine yapılan tartışmalar epey hararet kazanmış. Türklerin hala Hıristiyanları öldürdüğü görüşü yaygın. Ermeniler hala orada ve Türklerin öfkesinin kurbanları olan yetimler açlığın kıyısında. Onları kurtarmanın tek yolu iyi organize olmuş ve samimi yardım arzusudur.
Türkiye’ye göre ülkeleri 1920-1922’de Avrupa emperyalizmine verilen savaşın zafer sloganına dönüşen Wilson ilkelerini yürürlüğe koymayı başardı. İnsanları ileri bakar, İstanbul’daki savaş öncesi rejimin katliamlarını ve geçmişteki diğer acıları unutmaya teşne buldum. Milliyetçi Türkiye sınırları ile ve yasalarıyla hayat bulan, bugünün yeni ulusudur. Ermenilerin yaşadıklarını ilk dillendiren ve bunu Türk yetkililere bildiren ilk Amerikalılardan biri olarak, kendimi içten ve açık sözlü olmaya mecbur hissediyorum.
Lozan Antlaşması’na karşı olanların popüler argümanı şu: “Bu kanlı ellerle tokalaşmamalıyız”. Ve eski Türkiye’nin elleri muhakkak ki kanlı.
Fakat bu prensibin arkasında durmaya gücümüz yetecek mi? Öyleyse Türkiye ile -hatta pek çok prensibi hiçe sayan eski rejimi sahanın dışına iten yeni Türkiye ile de- el bile sıkışamayacağız. Aynı şekilde Ermenistan: İtilaf Devletleri’nin desteğiyle Türklere yaptıkları en az Türklerin yaptıkları kadar korkunç şeylerdi. Bunlara bizzat şahit oldum.
Keza Rumlar ile de aynı şekilde: Anadolu’daki Rum otoritelerine ve Arnold Toynbee* gibi bazı bağımsız araştırmacılara göre Rumların Türklere yaptıkları, Ermenilerin yaptıklarından aşağı kalır değil. Üç yıl evvel Yunan Ordusu’nun Anadolu’da izlediği rotayı takip ettim. Gördüklerimden sonra Yunanlara karşı Hıristiyanca bir tavır takınmam zor.
Eğer bu kanlı ellerden sonsuza kadar sakınacaksak belki Fransızlar ile de el sıkışmamalıyız. Henüz Şam’dan döndüm ve orada ateş altındaydım. Oradaki Fransız barbarlığının sonuçlarını gözlerimle gördüm. Aynı şekilde Büyük Britanya: 1919’da Milner** Komisyonu orada soruşturmasını sürdürürken Mısır’daydım. Irak’ta da bulundum. Britanya’nın bombaladığı sivil insanları unutmak kolay değil. Doğu Amritsar’ı*** da kolay unutmayacaktır.
İtalya’yı ve Korku Adası’nda yaptıklarını da unutmamalı.
Keza Almanya’yı, Romanya’yı (Macar azınlığa yapılanları hatırlayınız), devlet elinin hala kan kırmızısı olduğu Bulgaristan’ı, Küba ve Fas’ta yaptıkları hasebiyle İspanya’yı, Çeka’nın**** talimatlarıyla Rusya’nın yaptıklarını…
Herkesten ilelebet nefret edemeyiz. Bırakın Türkiye ile Lozan Antlaşması imzalansın. İstanbul’daki Ermeniler de, bu ülkedeki Amerikalı görevliler ve eğitimciler de bunu öneriyorlar. Böylelikle hem Türkiye hem de Ermenistan’a yardım edebiliriz.
William T. Ellis
*Arnold Joseph Toynbee (1889-1975); İngiliz tarihçi. İngiliz istihbaratının propaganda faaliyetlerini yürüttüğü iddiasıyla bir grup tarafından tenkit edilir. Kim ne derse desin büyük bir isimdir. Ciddiye alınmalıdır.
**Mısır’ı işgal eden İngiltere buradaki huzursuzluğu bir türlü yatıştıramayınca Lord Milner başkanlığında bir komisyon kurar. Komisyon Mısır’a bağımsızlık verilmesi gerektiğini söyler. Britanya Mısır’a bağımsızlık verdi fakat bu gerçekte Mısır’ı bölmeye yönelik siyasi bir manevraydı.
***Bir İngiliz kadın, bazı Hintlilerin kendisine sarkıntılık ettiğini iddia eder. General Reginal Dyer o caddede yürüyen Hintlileri dizleri üstüne çöktürür ve sürünmelerini emreder. Bu olayı protesto etmek amacıyla toplanan Hintlilere İngilizler makineli tüfekle ateş açar. 10 dakika içerisinde 370 kişi ölür, 1500 küsür kişi yaralanır.
****ÇEKA; Karşı devrim ve sabotajla mücadele olağanüstü komisyonu. Sovyet Rusya’nın ilk istihbarat ve güvenlik teşkilatı. Sovyet Rusya’nın Gestapo’su denebilir.
26.09.1926
TÜRKİYE KENDİ PARFÜMÜNÜ YAPACAK
Türkiye, kadın vatandaşlarının bundan böyle ithal parfüm kullanmayacağını açıkladı. Hali hazırda alkol üzerinde devletin tekeli bulunuyor. Hükümet bunu parfüm üretiminde değerlendirmek istiyor. Sorun şu; parfümün ismi ne olacak?
Eau de Cologne, yabancı bir isim, olmaz. Taklit bir isim olacağa benziyor. Kimileri Eau de İstanbul’u öneriyor ancak ne yazık ki şehrin su tedariği epey kötü durumda. Bu isim pek de iyi bir fikir gibi değil. Bir de slogan öneriliyor: “Haliç’te doldurulmuştur”. Yakın zamanda isim konusunda mutabakata varılacaktır.
28.09.1926
SULTAN’IN SARAYINDA KUMARHANE
Yıldız Sarayı Kumarhane Olarak Yeniden Açılıyor
Sultan II. Abdülhamid’in meşhur sarayı Yıldız kumarhaneye dönüştürüldü ve geçen akşam açılışı yapıldı. Açılışa pek çok seçkin Türk ve konukları davet edildi.
Bu büyük projenin arkasında İtalyan iş adamı Mario Serra* var. İktidardan aldığı imtiyazla buranın iç ve dış dekorasyonu için hatırı sayılır bir para döktü.
Yeni kumarhanenin İstanbul, Yakındoğu ve tüm Avrupa turist ve kumarbazlarının ilgisini çekmesi umuluyor. Burada kumara ait her şey var; bakara**, şimendifer***, trente et quarante**** ve rulet.
*Milanlı bir işadamı. Kumarhaneye sadece ecnebiler girebilirdi ancak bu kurala uyulmadı. Türkler de epey para harcadı. Servet kazanan işadamı sarayın geri kalanını da büyük bir tesis yapmaya niyetlendi. 1927 yılında kumarhaneden içeri alınmayan bir subay intihar etti. Olay üzerine kumarhane kapatıldı. Mario, Türkiye’yi dava etti ancak kazanamadı. İstanbul’u terk etti ve sahte kimlikle İtalya’ya girmeye çalışırken yakalandı, hapsedildi.
**Bir tür iskambil oyunu.
*** Bir tür iskambil oyunu.
**** Bir tür iskambil oyunu.
28.09.1926
YUNANİSTAN TÜRKİYE’YE GÜVENCE VERDİ
Yunanistan’ın önceki diktatörü General Pangalos’un* bir Türkiye ile savaşmayı planladığı haberleri üzerine ayağa kalkan Türkiye, Yunan diplomatlar tarafından yatıştırıldı.
Yunanistan, Dışişleri Bakanlığı ve diğer ülkeler arasında geçen yazışmalarda Türkiye’ye karşı bir güç kullanma konusu geçmediğini açıkladı.
Türk medyası Yunanistan ile dostluğu pekiştirmek gerektiğini vurguladı ve mübadele esnasında Atina ile varılan başarılı uzlaşı örnek gösterildi.
General Pangalos geçen ay, hapishanesindeki hücresinden bir gazeteciye verdiği demeçte, yönetimdeyken Trakya’nın doğusunu ve İstanbul’u işgal etmeye hazırlandığını söyledi. İsmi konulmamış bir Balkan ülkeler topluluğuyla da bu savaşın pazarlıklarını başlattığını ifade etti.
*Theodoros Pangalos (1878-1952); Venizelos’un seçkin adamlarından, monarşi karşıtı bir askerdir. Kral I. Konstantin’in devrildiği ve İkinci Helenik Cumhuriyet’in kurulduğu 1922 devriminde kilit rol oynamıştır. 1925 Haziran ayında kansız bir darbeye liderlik etmiştir. Daha sonra meclisi feshetmiştir. Basını zapt etmiş ve pek çok tuhaf yasa çıkarmıştır (“Kadınların etekleri yerden en fazla 30cm yukarıda olabilir” gibi) Kısa süren iktidarı Ağustos 1926’da General Georgios Kondilis’in liderlik ettiği darbeyle son bulmuştur.
29.09.1926
‘TÜRK’ HIRİSTİYANLAR MÜSLÜMANLARI HAREKETE GEÇİRİYOR
Hüseyin Haşin Bey*, Türkiye’yi temsilen, Helsingfors’taki Y.M.C.A.** toplantısında yaptığı konuşmada, ülkesinde Hıristiyanlığa geçmeye izin verildiğini ve genç Türklerin kısa zamanda Hıristiyan olacaklarına inandığını söyledi.
Haşin Bey’in sözleri buradaki insanların duygularını harekete geçirdi ve beyefendinin mazisi de merak edilir oldu. Görüldü ki kendisi İstanbul’daki bir Amerikan Koleji’nde eğitim almış. Fakat kökeni Türk değil, İranmış.
Bu arada İstanbul vilayeti, barış antlaşmasından beri şehirde faaliyet gösteren Y.M.C.A.’nın eylemlerini denetleme ve takip etmek kararı aldı. Y.M.C.A.’nın Müslümanları Hıristiyanlaştırmak için propaganda yaptığı ve böyle devam ederse kapısına kilidin vurulacağı ima edildi.
*Kim olduğunu bulamadım.
** Young Men's Christian Association/Genç Hıristiyan Erkekler Birliği
30.09.1926
TÜRKLER HAVACILIK VERGİSİ KOYUYOR
Havacılık kurumuna katkı sağlamak için para toplanmaya başlıyor. Devlet bunun gönüllü bağış olduğunu söylese de bu ne kadar doğru bir tanım tartışılır. Zira para şöyle toplanıyor:
Bir vatandaş yahut şirket diyelim ki 1000TL gelir vergisi ödüyor. Bunun için devletten bir makbuz isterse %10 oranında bir ‘bağışta’ bulunması gerekiyor. Bu payı ödeyene kadar da gelir vergisi ödemesi tevkif ediliyor.
Bu para toplama yöntemi olumsuz tepkiler alıyor. Yabancı ülkelerdeki ticaret bakanlıkları sekreterleri bir toplantı tertiplediler ve kendi vatandaşlarından bu payın kesilmesi önlemek için neler yapmak gerektiğini tartıştılar.