top of page

02.11.1926

AMERİKALI PRENSESİN İNTİKAMININI MAHKEME ALDI

Vaktiyle Kansas’ta çiftçilik yapan şimdiyse bir Türk prensesi olan ve geçtiğimiz günlerde Mısırlı bir prensesin, eşini ayartıp ay ışığında Boğaz sularında sandal sefasına çıktığı gerekçesiyle hakaretler yağdırdığı hanım, Türk yargısının Mısırlı prensese verdiği para cezası sonrası rahatlamış.

Mısırlı kadının sözlü saldırıya ek olarak fiziksel bir saldırı da gerçekleştirmiş olduğuna ise değinilmedi.

Amerika doğumlu Prenses Şeyda Çakır’ın eski eşi San Franciscolu bir iş adamı olan John D. Spreckles Jr. idi. Diğer kadın ise Mısır’ın eski kralı olan Fuad’ın eşi Prenses Şivekar idi. Sandal sefasına giden eşi Selim Bey’i de bu olaydan sonra boşamıştı.

İki yıl evvel gerçekleşen bu olayla ilgili mahkeme henüz karara vardı ve Şivekar Hanım’a para cezası verdi.

Mahkeme fiziksel şiddetle ilgili bir değerlendirme yapmadı zira tanıkların ifadesine bakara Prenses Çakır’ın da aynıyla karşılık verdiğine kanaat getirdi.

Mahkeme ilkin Eskişehir’de görülüyordu ancak dava daha sonra İstanbul’a devredildi. Prenses Şakir yüzünden yaralandığını iddia etmişti ancak mahkeme bununla ilgili bir delil bulamamıştı.

Yargılama esnasında anlaşıldı ki Prenses Şakir’in eşi ile Selim Bey arkadaşlar. Prenses İstanbul’da tek başına sıkılınca eşi Selim Bey’den prensesle ilgilenmesini rica etmiş. Selim Bey de bunun üzerine sandal ile gezmeye götürmüş*.

 

*Bu son derece ilginç olay daha evvel de The New York Times’da haber olmuştu; bkz. 16.01.1925. 

03.11.1926

MECLİS TOPLANDI

Ankara’da meclis dördüncü kez toplandı. Muhalefet koltuklarının boş olduğu göze çarptı.

Meclisin 7/16’sını oluşturan muhalefetin koltuklarının boş kalmasının sebebi başkan ve devleti devirmeye yönelik teşebbüs iddiasıyla İzmir’de yargılanmaları ve asılmaları.

Başkan Kemal açılış konuşmasında Cumhuriyetin kazanımlarına değindi. İç ve dışta iyi durumda olduklarını ifade etti.

 

04.11.1926

KARISINI TERK EDEN ADAM KINANDI

“Burası Türkiye değil, burası Amerika ve bu adama, iki çocuklu karısını, bir başka kadın için terk edemeyeceğini öğreteceğim” Manşetten verilen habere göre Yüksek Mahkeme Yargıcı Joseph Morschauser, savaş gazisi Joseph Demarte’yi eşine 5000$ ve buna ek olarak haftada 25$ nafaka ödemeye mahkum etti.

Daha evvelden de Mrs. Demarte, eşinin eve ikinci bir kadın getirmek istediğini söylemişti. Tüm ısrarlarına rağmen Mrs. Demarte bu isteği reddetmiş, böyle olunca da eşi tarafından iki çocuğuyla beraber kapı önüne konmuş.

12.11.1926

LONDRA, BİR ASYA LİGİNİN OLUŞTURULDUĞU DUYUMUNU ALDI

Dedikodulara göre Milletler Cemiyeti’ne alternatif olarak ve kendini Büyük Britanya’nın karşısında konumlandırmış bir Asya Milletler Cemiyeti oluşturuluyor.

Bu kanının dayanağı ise Asya’da yer alan ve düşmanlıkla kaynayan iki ülke olan Türkiye ve Çin. Londra’daki raporlar ve duyumlara göre Sovyet Rusya, Çin, Afganistan, İran ve Türkiye arasında, temelleri Washington Konferansı prensiplerine* ve Batı’ya karşı bir koalisyon kuruluyor.

[…]

The London Times gazetesinin haberine göre Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey olağanüstü yetkilerle İstanbul’dan ayrılarak Odesa’ya geçti. Burada Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin ile görüşecek. İstanbul’da alınan önlemler sayesinde görüşme son ana kadar gizli tutuldu.

İran Mahkeme Bakanı Mirza Abdülhüseyin Han Timurtaş’ın birkaç defa Ankara’yı ziyaret etmesi, İngiltere’ye Türkiye ve Sovyet Rusya’nın başını çektiği bir Asya liginin pazarlıklarının sürdüğü izlenimini verdi. The London Times’ın haberine göre yarın Odesa’da Tevfik Rüştü Bey ve Çiçerin arasında bir antlaşma imzalanacak. İstanbul’un İtalya-Bulgaristan-Yunanistan paktına karşı olan her ülkeyi bu ittifakta görmeyi arzuladığı düşünülüyor.

Türk medyası da Odesa’daki toplantının ehemmiyetine vurgu yaptı. Bilhassa Mustafa Kemal Paşa’nın meclisin açılış konuşmasında Türkiye ile Sovyet Rusya, İran ve Afganistan arasındaki dostluğa vurgu yapması manidar bulundu.

*Dünya denizlerine hakim olan devletlerin deniz güçlerine sınırlar getirilmesini öngören bir konferanstır.1922’de bir antlaşma imzalanmıştır. Konferansın amacının barış ortamını korumak olduğu söylenir ancak asıl amaçlardan biri de Amerika’nın, İngiltere’nin denizlerdeki hakimiyetine ortak olmasıdır. Beş ülke tarafından imzalanmıştır: Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere, Amerika. Ardından gelen Versailles Antlaşması ile beraber “barışa son veren barış” olarak anılır.

14.11.1926

TÜRKİYE YABANCI İŞ ADAMLARINA YENİ DENETİMLER GETİRİYOR

Türkiye geçtiğimiz günlerde Amerikan Ticaret Odası’nı ve diğer tüm yabancı ticaret odalarını kapamıştı. Amerika’da bu haber tepki almasa da İngiltere ve Fransa kayıtsız kalmamıştı.  Paris gazetesi olayın direk olarak yabancıları hedef almadığını, Mustafa Kemal’in eski başkenti ticari prestijinden mahrum bırakma politikasının devamı olarak görülmesi gerektiğini yazmıştı.

İstanbul medyası cevap hakkını derhal kullandı. Vakit gazetesi şöyle yazdı: “Bu iddianın ne denli mesnetsiz olduğunu göstermeye çabalamak bile beyhude bir uğraş. Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki devlet, İstanbul’un prestijine zeval gelmesini arzuluyorsa, bu şehri işgalcilerden kurtarmak için bunca canı ve kanı niçin feda ettiler?”

Ticaret odalarının kapanmasından 10 gün sonra Cumhuriyet Gazetesi editörü İstanbul Ticaret Odası Başkanı Muhsin Bey ve Dışişleri Bakanlığı temsilcisi Nusret Bey* ile bir röportaj yaparak konuyla ilgili açıklama istedi. Yetkililer de, yabancı ticaret odalarının, 

diğer topluluklar gibi Türk yasaları gereğince ve devlet çatısı altında yeniden organize olmaları gerektiğini, bunun Türk ticaret odalarının imtiyazlarını korumak için zorunlu olduğunu ifade ettiler. Muhsin Bey, evvelden yabancı ticaret odalarının durumunun muğlak olduğunu ve kendilerinin devlete bir düzenleme için başvurduklarını söyledi. Devletin yapmış olduğu yeni düzenlemenin onların eylemlerini engellemediği kanaatinde olduğunu aktardı.

Yine de Londra ve Paris, ticaret odalarının bu birdenbire kapanışını nezaketsizlik olarak görüyorlar. Yabancı ticaret odalarının isim değiştirmeye zorlanmasına da bir mana veremiyorlar. Hali hazırda Londra’da 11, Paris’te 14 yabancı ticaret odası faaliyet göstermekte.

Yaygın kanaate göre bunların sebebi yeni Türklerin milli gururu. Yabancıların, Türklerin zayıflıklarından ve boş vermişliklerinden fayda devşirmelerinden korkuyorlar. Bu odaların devlet kontrolü altında olması onlara güven veriyor.

Son dört yılda transit geçişleri Yunan Adaları ve bilhassa da Pire’ye kaptıran İstanbul, kaybını telafi etmek için limanını serbest geçişe açtı. Yabancılar bu olayı Türkler için bir talihsizlik olarak yorumluyorlar.

*Nusret Sadullah Ayaşlı (1870-1944); Sadullah Paşa’nın oğludur. Abdülhamid devrinde Viyana büyükelçisidir İstanbul’a dönmesine müsaade edilmez. Üstelik orada hizmetkarı ile aşk yaşar ve kadın hamile kalır. Sadullah Paşa da dayanamayıp intihar eder. Kaderin tuhaf bir cilvesi, büyük oğlu Asaf Bey de tıpkı babası gibi, bir gönül macerası neticesinde intihar eder. Ailenin başına musallat olan türlü belalar nedeniyle Sadullah Paşa Yalısı’nın uğursuz olduğu düşünülür.

14.11.1926

RÜŞTÜ BEY ÇİÇERİN İLE GÖRÜŞÜYOR

Sovyet Rusya’nın Dışişleri Bakanı Çiçerin ile Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey bugün üç saatlik özel bir toplantı gerçekleştirdiler.

Toplantıda iki taraf da kendi uluslar arası menfaatleriyle ilgili endişelerini paylaştılar. İki ülkenin “uzun süredir ortak görüşleri paylaşıyor” oluşunun “büyük memnuniyet” yarattığı açıklandı.

Rüştü Bey gazeteye verdiği mülakatta Türkiye dış politikasının dostça ilişkileri ve dünyada barışı hedeflediğini söyledi. “Şu an Rusya topraklarında oluşum da Türkiye ile Sovyet Rusya ilişkilerinin ne denli iyi olduğunun kanıtıdır. Geçtiğimiz günlerde varılan uzlaşılar da Türkiye’nin dostça ilişkiler ve dünya barışı peşinde olduğunun göstergesidir.” dedi.

 

15.11.1926

ODESA KONFERASNISI UZLAŞIYLA SON BULDU

Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Çiçerin ve Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey, iki ülkenin ortak çıkarlarını konuşmak ve sorunları çözmek için toplandılar.

Çiçerin, Tevfik Bey’in Türkiye davetini kabul edemeyince ikili Odesa’da toplanma konusunda mutabık kalmışlardı. Toplantının sonunda şöyle bir açıklama yapıldı:

“Tevfik Rüştü Bey ve Çiçerin, her iki devleti ilgilendiren sorunlar üzerine görüştüler ve her konuda mutabık kalarak ilişkilerini güçlendirmişlerdir. Umulur ki ilişkiler daha derin ve samimi olsun. Bunun dünya barışına katkısı yadsınamaz.”

 

16.11.1926

ÇİÇERİN, TÜRKLERLE YAPILAN BARIŞ GÖRÜŞMESİ KONUSUNDA SESSİZLİĞİNİ KORUDU

Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Çiçerin, Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey ile yaptığı uzun görüşmenin ardından bugün ülkesine dönüyor.

Görüşmeyle ilgili kısa bir resmi açıklama dışında hiçbir söz söylenmedi. Rüştü Bey dün Türkiye’ye hareket etmezden evvel gazetecilerin sorularını tatlılıkla geçiştirdi ve Odesa’da sıcak bir şekilde karşılandığını söylemekle yetindi. Bağışladığı kayda değer tek açıklama şu oldu: “Türkiye ve Rusya arasındaki ilişki sadece dostane değil kardeşçedir de. Dış politikamızla ilgili bir değişiklik olmayacak. Türkiye, Doğu’daki ülkelere zarar verecek her hangi bir eylemde Batı’yı desteklemeyecektir.”

 

18.11.1926

TÜRKLER GOEBEN’İ SİGORTALATIYORLAR

Bir süredir İstanbul yakınlarındaki Gölcük tersanesine çekilmiş olan bir zamanların Alman Goeben’i, şimdinin Türk Sultan Yavuz Selim’inin Alman mühendislerce onarılması ve bir İngiliz şirketi olan Lloyds’a 5.000.000$’a sigortalatılmasında bir ironi var sanki.

Dünya Savaşı’na Alman donanmasında giren Goebels, Britanya’nın elinden mucize eseri kurtularak İstanbul’a ulaşmıştı. Çanakkale’den Türkiye’ye giriş yapması ile Türkiye savaşa Almanya tarafında katılmıştı.

 

20.11.1926

TÜRKLER SAĞLIĞA ZARARLI OLDUĞU GEREKÇESİYLE ÇARLİSTON’U YASAKLIYORLAR

Çok fazla Çarliston dansının yapılması sağlık açısından zararlı görüldüğü için yetkililerce yasaklandı.

Doğu’ya bir iltimas geçiliyor sanılmasın diye Çarliston ile beraber bir Doğu dansı olan ve ulusal bir eğlence olan oryantal dans da yasaklandı.

Tutkunları oryantali Çarliston’a göre daha yumuşak bulsalar da bu dans şimdi “gayri medeni” olarak görülüyor.

*1926 yılında Çarliston dansının sağlığa aykırı olduğuyla ilgili pek çok yazı kaleme alınmıştır. Bunlardan bir tanesinde Dr. Cemal Zeki şöyle yazar: “Görülüyor ki çarliston bedii bir eğlenceden fazla, hasta, alil, deli eden, inleyerek ölüme sürükleyen bir afet, hem de kadının kadınlığını kemiren mühlik bir afet imiş!” –(Cemal Zeki, “Tıbbî Müsâhabe: Çarliston ve Kadın”, Türk Kadın Yolu, sayı 23, 15 Teşrinisani 1926, s. 3)

 

21.11.1926

BUGÜNKÜ TÜRKİYE

Mr.Murdock’a göre İstanbul hakkındaki kitabının* en mühim özelliği, demokrasinin Türkiye’de kalıcı olduğunun ve bunun sonucunda da halkın İslam’dan uzaklaşarak Hıristiyanlığa yöneldiğinin emarelerini çeşitli şekillerde gösteriyor oluşu. Kitabın başında şöyle yazmış:

“İstanbul hakkındaki izlenimlerimi kağıda dökmeye karar verdiğimde düşündüm ki Türkler demokrasi için bir bedel ödüyorlar ve bu bedel de geleneksel inançları yani İslam. Her ikisini birden muhafaza edemezler.  Bana kalırsa Hıristiyanlığın demokrasi ürünü olmasından çok demokrasi Hıristiyanlığın ürünüdür. Türklerin ekonomilerini Batı’ya göre adapte etme uğraşları beraberinde politik ve sosyal adaptasyonları da getiriyor. Bunu Hıristiyan kültürüne veya Hıristiyanlığa adapte olma şeklinde görüyorum.”

Bu teori kitabın belkemiğini oluştursa da kitap bundan ibaret değil. Kitapta bazı sahneler ve olaylar anlatılıyor; politik ve sosyal değişimlerden, bu değişikliklere verilen tepkilerden ve gündelik hassasiyetlerden bahsediliyor. Kitap İstanbul’un dün ve bugünün eksiksiz bir portresini çiziyor.


[…]

 

*Bahsedilen kitabın ismi Constantinople; The Challenge of The Centuries. Yazarı da Victor Murdock. Dilimize tercüme edilmemiş.

21.11.1926

RUSYA’NIN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ OTORİTESİ ŞÜPHEYLE KARŞILANIYOR

İstanbul’un pazarları bu hafta diğer günlere kıyasla daha canlıydı. Bunun sebebi, Odesa’da Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Çiçerin ile görüşmeye Karadeniz üzerinden Hamidiye kruvazörü ile giden Tevfik Rüştü Bey olsa gerek. Olayla ilgili müthiş dedikodular dönüyor.

Pek çok gücün Türkiye’nin Avrupa’daki ufak toprak parçasına göz dikmesi ve bununla kalmayıp bereketli güneydoğusuna da hevesli olması Türkiye’yi yeni bir dost aramaya itti. Şimdi gözlerini İran ve Afganistan’ı destekleyerek, Batı karşıtı pan-Asyatik bir blok oluşturma gayesinde olan Sovyet Rusya’ya çevirdi. Bu durum yalnızca Hindistan’a hükmeden Büyük Britanya’yı değil, devasa pan-Asyatik blokta hiç de azımsanmayacak bir rol oynayan Çin ve Japonya nedeniyle Amerika’yı da korkutuyor. Türk nargilesinin dumanları arasında kendini gösteren bu manzara hayret verici.

Rüştü Çırak Sayılmaz

Tuhaf olan şu ki aslında bu kaotik “boş hayaller” Avrupa kaynaklıydı. Çiçerin dünyanın geri kalanının kötücül bir koalisyonla, komünizm önünde kenetlendiğinden şüpheleniyordu. Şeytana karşı kendi gücünü büyük gösterme gayretinde. Her ne olursa olsun yine de Rusya’nın Türkiye’yi ağına düşürdüğünden korkmak için bir sebep yok. Türklerin nasıl zeki politikacılar olduklarını anlamak için Osmanlı tarihini incelemek yeterli olacaktır. Rüştü Paşa Cenevre’de tartışılan Musul sorununda, silah kullanmadan ancak savaşın ürkütücülüğünü de hissettirerek bu ferasetli yaklaşımın örneğini vermiş oldu.

Rusya’nın politikası Türkiye’yi Milletler Cemiyeti’nden uzakta tutmak. Fakat Rüştü Bey, Türkiye’nin cemiyetten uzak kalıp Rusya’ya yanaşarak menfaatlerini daha iyi koruyabileceğine ikna olmuş gibi durmuyor. Şu açık ki Rusya Türkiye’ye yardım edemez ancak cemiyetin kapitalist üyelerinin gücü buna yeter.

 

Rus-Alman Antlaşması

Odesa’daki buluşmayla ilgili konuşulanlardan biri de Rusya ile Almanya arasında bir antlaşma zemini sağlama ihtimali. Daha gerçekçi olanıysa Almanya’nın Avrupa’nın diğer ülkelerle ilişkisine zarar vermeyecek, ekonomik temelli bir antlaşmaya varılması. Almanya, bu antlaşmanın gizli maddeleri olmadığına en şüphecileri bile ikna etmeli. Türkiye’nin böyle bir çabaya ihtiyacı yok.

Türkiye, Rusya ile bir antlaşmaya imza atmadan evvel Milletler Cemiyeti’ne girmek için bir başvuruda bulunacaktır. Daha sonra da Rusya ile pazarlık masasına oturacağa benzer.

Rüştü Bey’in Odesa’da gizli görüşmeyle ilgili gizemi muhafaza etmesi elini güçlendiriyor. Britanya’nın bu konudaki endişeleri de Musul sorununda Rüştü Bey’in eline koz veriyor.

 

24.11.1926

MOSKOVA MEDYASI TÜRK-İTALYAN SAVAŞININ KAPIDA OLDUĞUNU YAZIYOR

Çiçerin ve Rüştü Bey’in Odesa’daki toplantılarını takiben İtalya ve Türkiye arasında bir savaş patlak vereceği dedikoduları duyulmaya başlandı.

Savunma Bakanlığı’nın resmi yayın organı olan Ekonomiçeskaya Jizn*’de yazana göre şeytanın başı olan Büyük Britanya, İtalya’nın iştahını Anadolu’yu önüne sererek kabartmaya ve İtalyanları Türkler üzerine saldırıya geçmeye yüreklendiriyor. Büyük Britanya olası bir savaşta, Akdeniz’e komşu diğer ülkelerin tarafsız kalması için de girişimlerini sürdürüyor.

 

 

*экономическая жизнь

bottom of page